YEMEĞİN FİYATI SİZİN HÜNERLERİNİZDE SAKLI

Siz hiç şahane bir yemeğin ardından masaya gelen hesap için kıran kırana pazarlık ettiniz mi? Cevabınız hayır ise yolunuz çikolata cenneti Lviv’e düştüğünde bir Musevi restoranı olan ‘At the Golden Rose’a öğlen yemeği için bile olsa mutlaka uğramalısınız. Burada daha önce hiç yaşamadığınız deneyimlerin sizi beklediğinden emin olabilirsiniz.

El işi dantel örtülerin serili olduğu masaları, eski fotoğraflarla süslü duvarları ile bir ev sıcaklığında karşılıyor sizi At the Golden Rose. Buraya kadar her şey normal, ne zaman ki menüyü istiyorsunuz, o zaman anlıyorsunuz maceralı bir yemeğin sizi beklediğini. Çünkü menüde fiyat yazmıyor, yemeğin fiyatı garsonla yapacağınız pazarlığa göre belirleniyor. Siparişinizin ardından garson bir elinde bakır çanak bir elinde ibrik, kolunda ise havlu yanınıza geliyor. Önce ellerinizi yıkıyorsunuz. Kısa bir süre sonrada yemekler geliyor. Biz başlangıç olarak, klasik, ıspanaklı-misket limonlu, bal kabaklı, pancarlı humustan oluşan bir humus tabağı, ana yemek olaraksa şahane bir havuç ve soğan soslu et sipariş verdik. Yanında da tabi ki Musevilerin klasik hamursuzu ve Paskalya Çöreği. Hepsi de damak çatlatan türdendi. Şimdi sıra geldi işin en eğlenceli kısmına. Masaya gelen garson ‘Sizce bu yemek ne kadar eder’ diye sorsa da biz ilk teklifi ondan almak istedik ve pazarlık 1600 grivna gibi uçuk bir fiyatla başlamış oldu!! (Yaklaşık 228 TL) Bizse kah şarkı söyleyerek, kah çalan canlı müzik eşliğinde dans ederek, kah Türkçe şiir okuyarak, kah garsonun sorduğu bilmeceye doğru cevap vererek, bütün hünerlerimizi sergiledik. Sonucunda da hesabı 350 grivnaya kadar düşürmeyi ve bir de minik hediye kapmayı başardık. (Yaklaşık 50 TL)
Bu lezzetli yemeğin ve pazarlıktaki başarımızın verdiği mutlulukla kendimizi ödüllendirmek adına Lviv’in en meşhur çikolatacılarından olan ‘Lviv Handmade Chocolate’a doğru yola koyulduk. Burası, insanı baştan çıkartmak için yaratılmış sanki. Girişte kaşıkla içebileceğiniz ya da direk kafanıza dikebileceğiniz, aslında içten içe kafanızı içine gömmek istediğiniz üzeri fındık veya bademle süslü bardakta sunulan erimiş çikolata, üst katta ise hepsinden kilolarca alıp hunharca yemek isteyeceğiniz bademliden kajuluya, likörlüden reçelliye, kahveliden tarçınlıya çeşit çeşit çikolatalar.
Yemeği ve çikolatayı abarttınız diye dertlenmeyin çünkü Lviv yürümek için yaratılmış bir şehir. Şehri keşfederken yediklerinizin çoğunun eriyeceğinden emin olabilirsiniz. Üstelik yediklerinizi sindirmek için pek çok keyifli bir kafe seçeneğiniz de var. Ben ‘Manufactura’da güzel bir kahve için derim.
Akşam içinse tercihinizi sadece altı kişilik oturma yeri olan ve bence Lviv’in en butik yerlerinden ‘L’affinage’dan yana kullanabilirsiniz. Girişinde ‘Peynir Aşıkları İçin’ yazılı bir tabela ile sizi karşılayan L’affinage’da koyun, keçi, inek sütlerinden yapılmış birbirinden leziz Ukrayna peynirlerini tadarken bu lezzetleri ünlü Fransız peynirleri ile dahi kıyaslayabilir ve hatta Fransız peynirlerine dudak bükebilirsiniz. Beğendiğiniz peynirleri sardırıp, kapının önündeki asırlık ağacın altında yiyebileceğiniz gibi, kendinize bir peynir tabağı hazırlatarak, fonda Fransızca şarkılar, masanızda bir kadeh Ukrayna şarabı eşliğinde içeride oturarak keyfinize keyif de katabilirsiniz.
Bu inanılmaz uygun fiyatların ve karşı konulmaz lezzetlerin büyüsünden kurtulup şehrin tarihi geçmişine dokunmayı ihmal etmemelisiniz. Svobody Caddesi’nden yürüyerek Tarihi Opera Binası’na ulaşmalı, bütçenizde çok küçük bir yer tutacak ama muhteşemliği ile sizi saracak gösterilerden birine mutlaka bilet almalısınız.
Ardından kendinizi Ermeni nüfusun yoğunlukta olduğu, renkli binaları ile dikkat çeken Virmenski Caddesi’nin kalabalığına bırakabilir (Burada yemek yemek isterseniz de önerim Bruderschaft’da avcı usulü pişirilmiş geyik ve geyik eti ile hazırlanmış Ermeni Mantısı’ndan yana olacaktır), Rynok Meydanı’nda şehrin kalbine dokunabilirsiniz. Ortasında kısa ağaçlarla süslü bir yürüyüş yolunun olduğu Shevchenka Caddesi’ne sabah yürüyüşünüzü yapabilir, ihtişamlı Potochi Sarayı’nda geçmişin izlerine tanıklık edebilirsiniz. Eğer merakınız varsa, Lviv’de birçok müze ve kilise de gezebilirsiniz. Zira küçücük Lviv’de tahmin ettiğinizden çok daha fazla müze ve görkemli kilise ile karşılaşacaksınız. Zamanınız kalırsa Rynok Meydanı’ndan kalkan trene binerek, Türkçe anlatım eşliğinde yaklaşık 50 dakika süren bir tur yaparak binaların ve şehrin tarihi hakkında daha detaylı bilgiler de edinebilirsiniz. Son olarak kulağa biraz garip gelse de Lviv’deki mezarlığı da görülecek yerler listenize eklemek de fayda var. Çünkü burası açıkhava heykel müzesi gibi. Oraya kadar gitmişken, ormanın içine konumlandırılmış tüm Avrupa şehirlerinden farklı bir kurulma sahip Folkor Müzesi’nde gezebilirsiniz.
Bol çikolatalı, bol yemekli, çokça ucuz bir tatilin ardından eve döndüğünüzde sağlıklı yaşama geçiş planlarınız varsa mutlaka bir markete de uğramalısınız. En doğalından ve en lezzetlisinden greçka (karabuğday), prilofka gibi yerel bakliyatların yanı sıra, maş fasulyesi, barbunya, nohut gibi klasik bakliyatlardan da birkaç paket alıp bavulunuza atmadan dönmeyin derim.