YAZIN REHAVETİNDEN UZAKTA

Balığın en lezzetlisini, otun en tazesini, turunçgillerin en güzel kokulusunu mu arıyorsunuz o zaman haydi Bodrum’a. Kışın Bodrum güzel olur mu diye tereddüt etmeyin. Yağmur yağsa da ardından açan güneşin parıltısı sizi yaz sıcaklığı gibi sarıyor.

Her ne kadar Bodrum denilince akla ilk yaz gelse de, kışın da bambaşka güzelliklerle dolu olduğunu bilmenizi isterim. Yapılacak o kadar aktivite, yenilecek o kadar yemek var ki… Güne ister mandalina ağaçlarının renklendirdiği sokaklarda yürüyerek hatta geçerken dalından mis kokulu bir mandalina koparıp yemenin keyfine vararak, isterseniz de kendinizi deniz kenarına atıp, yosun kokusunu içinize çekerek yürüyerek başlayın. Ardından yazın sıcaktan gezmeyi göze alamayıp çoğu detayını es geçtiğiniz Bodrum Kalesi’ni her detayı ile tanımaya, kalenin içinde yer alan ve Doğu Akdeniz’in en büyük amforaları koleksiyonuna sahip Sualtı Müzesi’ni gezmeye ne dersiniz. Kaleye karşı bir yorgunluk kahvesi içtikten sonra cuma günleri kurulan Bodrum pazarını gezin. Bir şey almasanız bile tazecik sebze meyvelerle dolu tezgahları gezin, bol bol fotoğraf çekin. Hatta vaktiniz olursa Salı günleri kurulan kıyafet ve kumaş pazarını gezebilir, buldan kumaşından yapılmış ev tekstili ürünlerinden alabilirsiniz.
Akşam yemeği için adresiniz, Barlar Sokağı’nda bir ara sokakta yer alan ‘Arka Pizza olmalı derim. Ancak önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın, yoksa yer bulamayabilirsiniz. ‘Arka Pizza’ öyle keyifli bir yer ki sokağa adımınızı attığınız anda burnunuza gelen kokular, çalışanların sıcaklığı ve samimiyeti sizi bir anda sarıp sarmalıyor. Üzeri bol malzemeli incecik, çıtır çıtır pizzalar, tam kıvamında pişmiş enfes soslarla tatlandırılmış makarnalar, tazecik sebzelerle hazırlanmış salatalar ve şahane başlangıçlar… Benim tavsiyem çok aç gidip sevdiğiniz ne varsa ortaya söylemek ve bir lezzet patlaması yaşamak.
Yağmurlu bir güne uyandıysanız soluğu Yalıkavak’daki Asmalı Çardak’da alabilirsiniz. Portakal ve mandalina ağaçlarının arasından geçip içeriye girin. Sobanın kenarındaki masalardan birine oturun ve gerisini düşünmeyin. Masanız çok kısa sürede el açması otlu gözleme, yine el açması incecik börek, pişi, tazecik sebzeler, mis kokulu reçeller başta olmak üzere envayi çeşit kahvaltılıkla taçlansın. Oturduğunuz bahçenin ürünleri ile donatılmış bir sofra eminim çok hoşunuza gidecektir. Asmalı Çardak’ın en özel yanlarından biri de aile işletmesi olmasının yarattığı samimi ortam diyebilirim.
Buradan ayrıldıktan sonra rotanızı adını girişindeki tarihi iki yoğurt dibeğinden alan Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü’ne çevirebilirsiniz. Sergi salonlarını gezip, dükkanlara göz atıp, bol bol fotoğraf çektikten sonra zeytin ağaçları arasında bir keyif kahvesi içerek Dibeklihan’a veda edebilirisiniz. Kim bilir belki zamanınız ve enerjiniz kalırsa Zeki Müren Sanat Müzesi’ni de gezersiniz.
Bodrum’da yapılacaklar listesi o kadar uzun ki: Bir Bodrum klasiği olan Kısmet Lokantası’na uğrayarak bulunduğunuz ayın en taze otlarını yemek, günbatımında yeni limanda, kızıl bir gökyüzü eşliğinde Kos Adası’na kadeh kaldırmak, Antik Tiyatro’yu selamlamak, Halikarnas Mozolesi’ni ziyaret etmek, M.Ö 360 yıllarında yapıldığı düşünülen Myndos Kapısı’nda geçmişe yolculuk yapmak bunlardan sadece birkaçı. Bodrumu yazın tembelliğinde, sıcağın rehavetinde değil bir kez de kışın enerjisi ile yaşayın derim. Boşuna dememiş Cevat Şakir ‘Başka yerde ölüp nur içinde yatacağınıza Bodrum’da nur içinde yaşayın’…