NE UMDUM NE BULDUM… – KARS

Üniversite hayatımın son sömestriydi, bir daha bu kadar rahat tatil yapabileceğim bir zaman olmayacaktı muhtemelen. Malum tatilsiz bir iş hayatı mezun olduktan sonra beni bekliyordu. Bu son sömestrimde annemle baş başa sıcak bir yerlere tatile gitme planları yapıyordum. Şöyle Dubai’ye falan gitsek kumlarda yatsak güneşlensek, kışın ortasında bronzlaşıp geri dönsek gibi hayallerim vardı. Sınav dönemime denk geldiği için organizasyonu anneme bırakmıştım. Bir süre sonra fark ettim ki deniz güneş tatili planı yapan sadece benmişim. Annem çoktan uçak biletimizi almış, oteldeki yerimizi ayırtmış bile. Ancak rotamız sürpriz bir şekilde Dubai değil Kars olmuştu!
İlk başlarda, çok spontane bir şekilde karşıma çıkan bu plan pek hoşuma gitmese de kaçış yok gidecektim. Emir büyük yerden, annemden gelmişti. Zaman hızla akıp geçti ve yolculuk günü geldi çattı. Uçak Kars’a doğru inişe geçtiği anda uçsuz bucaksız bir beyazlık karşılıyordu bizi. Sanki bir film setinde, bulutların üzerinde gibi hissetmiştim bir an kendimi. İşte o an ne kadar yanıldığımı ve mükemmel bir tatilin beni beklediğini anladım. Bembeyaz sokaklarında, Ruslardan kalma tarihi binaları, geniş tarihi caddeleri insanı bir anda alıp bambaşka dünyalara götürüyordu. Ne dondurucu soğuk, ne buzlu yollar, ne de akşamları kömür kokan sokaklar bu güzelliklerin önüne geçebildi. Öyle temiz ve sağlıklı bir hava vardı ki insan sağlıkla nefes aldığını hissediyordu.
Benim için bir tatilin olmazsa olmazlarından biri de tabi ki yemek. Kars bu anlamda da benim için hiç beklemediğim bir şekilde unutulmaz bir deneyim oldu. Karsta yediğim yemeklerin güzelliğini nasıl anlatsam nereden başlasam. Her yediğim yemek ayrı bir lezzet, ayrı bir deneyimdi benim için. İlk akşamdan şahane yöresel lezzetleri tatmaya başladık. İlk kez yediğim kaz etini neden daha önce yememişim diye kendimi sorgulamaktan geri alamadım. Genellikle kurutulmuş etten yapılan, yağlı, ağır ama bir o kadar da lezzetli olan kaz eti genellikle bulgur pilavı ile servis ediliyor. İşin ustaları etin lezzetini yağından aldığını söylüyorlar. Kaz etinin yanı sıra haşlanmış hamur parçalarının üzerine sarımsaklı yoğurt ve tereyağlı sos dökülerek servis edilen hangel yine kalbimi çalan lezzetlerden. Karstta tattığım bir diğer lezzet ise ket. Aslında çocukluğumdan alışkın olduğum bir yiyecek kete ancak Kars yöresininki bildiğimiz keteden biraz daha farklı. İçerisinde un helvası tadında bir kavurma var, il duyulduğunda kulağa pek hoş gelmese de oldukça lezzetli bir tat. Karsta yiyip de unutamadığım bir diğer lezzet ise tamamen buz tutmuş Çıldır Gölü üzerinde gezindikten sonra sadece Çıldır’dan avlanan sarı sazan balığının tereyağında kızartılmış hali. Benim gibi balıkla pek arası olmayan birine bile tepeleme dolu olan tabağın dibini gösterdi.
IMG_0211Kars’ın efsaneleşmiş lezzetlerinden olan, yıllarca dedemden dinlediğim Kars kaşarının neden bu denli popülerleştiğini, dedemin neden marketlerden aldığımız Kars kaşarlarını beğenmeyip burun kıvırdığını, lezzetinin tarifi neredeyse imkansız olan bu peynirden yediğim ilk lokmada anladım… Kaşarın yanı sıra Kars gravyeri de nice Avrupa peynirlerini geride bırakacak güzellikte. Her tatilimde olduğu gibi bu tatilimden dönüşte de bavulum yiyecekle dolu olacaktı. Bu seferki dönüş bavulumun yeni misafiri kuşkusuz peynir olacak. Bu kadar lezzetli peynirlerin olduğu yerde kahvaltının da mükemmel olacağını tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Doğal köy tereyağını erittikten kırılan doğal yumurtanın lezzetini ve kokusunu İstanbul’un hızlı akan hayatında bulmak ne yazık ki artık pek mümkün değil.
Elbette ki gezim sadece yemekten ibaret değildi. Kars’ta hiç beklemediğim bir tarih beni bekliyordu. Ruslardan kalma büyük binalar bütün ihtişamıyla duruyordu, sanki Moskova sokaklarında yürüyormuşum hissine kapılmaktan kendimi alı koyamadım. Her köşeye gizlenmiş bir tarih var Kars sokaklarında. O tarihi binalara ne hikâyelere ne aşklara tanıklık etmiştir kim bilir… Kars’ın bir diğer büyüleyici tarihi ise kuşkusuz Ani Harabeleri. Karlı bir yolculuğun ardından ulaştığım Ani’de gördüğüm güzellik karşısında adete büyülendim. Ancak aynı zamanda içimi bir ürperti de kaplamadı değil, uçsuz bucaksız bembeyaz bir arazi, tarihi yapılar arasında sadece annem, ben ve bizi rehberlik yapan Tamer Bey vardı. Bir ucu Ermenistan’a sınır olan bu uçsuz bucaksız açık hava müzesinde , bir kısmı yıkılmış, bir kısmı bütünüyle duran kilisesinden, değirmenine bütün bu tarihi yapıların büyüsü içimi kaplayan bu ürpertiden kısa sürede kurtardı beni. Kesinlikle söyleyebilirim ki, bu tatil hayallerimin tam tersi olarak karşıma çıksa da, geçirdiğim en güzel tatillerinden biriydi.
Ocak 2013