MICHELIN YILDIZLARINI KIŞKIRTAN LEZZETLER – COPHENHAG

IMG_9037Danimarka’nın başkenti, Vikingler’in anavatanı, kuzey Avrupa’nın en renkli şehirlerinden Cophenhag sokaklarında titreyerek dolaşırken ısınmak için kendimizi karşımıza çıkan ilk kapalı yere attık. Tesadüf o ki kendimizi bir anda bir yemek cennetinde bulduk: Torvellhorne.
Burası birçok Avrupa şehrinde görebileceğimiz bir nevi marketplace, yani içinde hem yemek yiyebileceğiniz hem de yiyecek alışverişi yapabileceğiniz cornerların olduğu bir pazar yeri. Torvellhorne’u aklımda, gönlümde ve damağımda bugüne kadar gördüklerimden çok daha etkileyici kılan sanırım tattığım herşeydeki olağanüstü lezzetti.
Torvellhorne karşılıklı konuşlanmış iki bina ve bu iki binanın arasındaki minik avluya kurulmuş pazardan oluşan bir lezzet vahası. İnsanın buraya gelip de kendini kaybetmemesi mümkün değil. Burada hem mutfak alışverişiniz için gerekli olan her şeyi bulabilir, hem de günün her öğününde keyifle yemek yiyebileceğiniz şahane yerler keşfedebilirsiniz. Torvellhorne’da her zevke hitap eden bir corner var. Güne ister mis kokulu ve inanılmaz akıl çelen ekmekten poğaçaya, kurabiyeden foccacia’ya binbir türlü hamur işi ile bol kalorili bir başlangıç yapın. İsterseniz de granoladan smoothieye, yoğurttan detoks içeceklerine kadar pek çok alternatif bulabileceğiniz fit bir başlangıç yapın.
Yok ben klasik kahvaltısız güne başlayamam diyorsanız da karşı binadan alacağınız çeşit çeşit peynir, zeytin ve şarküteri ürünleri ile kendinizce keyifli bir sofra dahi kurabilirsiniz.
Güne tatlısız başlayamam diyenlerdenseniz akışkan çikolatası ile çıtır çıtır briocheların, çeşit çeşit kruvasanların, tazecik orman meyveli ya da çikolatalı dev bezelerin yer aldığı cornerlar arasında doyumsuz bir kararsızlık yaşayabilirsiniz, seçim sizin. Dedim ya burası tam bir lezzet cenneti.
IMG_0823Bu cennetten çıkması çok zor olsa da Copenhag sokakları insanı keyifle ve huzurla sarmalamayı bekliyor. Dümdüz bir şehir olan Copenhag’ı ister yürüyerek gezin, isterseniz bisiklet kiralayarak, tercih sizin. Her iki seçenek de son derece keyifli olacaktır. Turunuza Avrupa’nın trafiğe kapalı en uzun alışveriş caddesi olan Stroget ile başlayabilirsiniz. Stroget’te yürürken caddenin ortalarına denk gelen Round Tower’a tırmanabilir, şehri bir de yukarıdan izleyebilirsiniz. Hatta bu yorucu tırmanış sırasında karşılaşacağınız kütüphanede soluklanıp kitapların arasında kendinizi kaybedebilirisiniz. Kuleden indikten sonra yolunuza kaldığınız yerden devam ederek kendinizi bir film sahnesinde ya da bir kartpostalın içinde hissedeceğiniz rengarenk evlerin yan yana sıralandığı masal liman Nyhavn’a ulaşabilirsiniz. Burada bir yorgunluk kahvesi ya da akşam üzeri içkisi alıp dinlendikten sonra şehrin simgelerinden biri olan ‘Little Mermaid’ heykeline doğru uzun bir yürüyüşe başlayabilirsiniz. Sonuç ufak bir hayal kırıklığı olsa da yürüyüş yanınıza kar kalacaktır.
IMG_9056Bol yürüşlü, yorucu günün ardından akşam yemeği için soluğu yine Torvellhorne’da alabilirsiniz. Bir kuzey ülkesinde bulunmanın avantajı ile önceliğiniz mutlaka deniz ürünlerinden ve tabi ki sushiden yana olmalı derim. Kuzey Avrupa ülkelerinde elbette ki sushilerin tadı bir başka güzel oluyor ama Torvellhorne’daki sushiler kesinlikle en unutulmazlarınız arasında yerini alacaktır bundan hiç şüpheniz olmasın. Ancak fiyattaki uygunluğun heyecanına kapılıp ölçüyü kaçırmamakta fayda var. Böylesi bir lezzetin ardından neden yeni bir yer keşfedip, tedbili mekan yapmadık diye asla pişmanlık duymayacaksınız.
Copenhag’da geçireceğiniz diğer günlerde ise Tivoli Bahçelerinde çocuklar gibi şen kalabilir, serbest bölge olan Christiania’da farklı bir kuşağa, farklı bir yaşam algısına tanıklık edebilirsiniz. Bir kale bir de saray göreyim derseniz de kraliyet mücevherlerinin sergilendiği Rosemborg Kalesi ve Copenhag’ın ilk yerleşim yeri olan Slotsholmen Ada’sında yer alan Christianborg Sarayı sizi bekliyor olacaktır. Kim bilir belki de yolunuz bir öğlen yemeğinde ya da bir kahve molasında yine Torvellhorne’dan geçer.