LA DOLCE VİTA! – BOZCAADA

Üniversite sınavına girdiğim yılın yaz tatiliydi, yoğun çalışma temposu altında geçen bir kışın ardından sınav bitmiş, stres ve sıkıntı geri de kalmıştı. Güzel bir tatili hak etmiştim. Şöyle daha önce hiç gitmediğim bir yere gitmek, kalabalıktan, tanıdık yüzlerden uzak huzurlu sakin bir tatil geçirmek istiyordum. Bir süre düşündükten sonra Bozcaada’ya gitmeye karar verdim. Daha önce hep okuduğum, duyduğum bu şirin adaya gitmenin beni en güzel şekilde dinlendireceğine emindim. En mantıklı gidiş yolunun araba olduğuna karar verdikten sonra, şirin bir pansiyonda yerimizi ayırttık ve ertesi gün yola çıktık. Otoban henüz tamamlanmamış olduğundan Çanakkale’ye ulaşmamız biraz zorlu oldu, toprak yollardan, dağlardan ine çıka, zorlu yollardan geçerek Çanakkale’ye ulaştık.Resim 085

Buraya kadar gelip de Truva atını görmeden dönmek elbette ki olmazdı, nasıl olsa bir sonraki feribotla da geçebilirdik adaya. Ancak üzülerek söylemeliyim ki, tarihin ihtişamlı zaferlerine konu olan Truva atı beni hayal kırıklığına uğrattı. Şanlı zaferine yakışır çok daha heybetli bir anıt bekliyordum. Umduğumdan çok daha basit bir anıt beni karşıladı. Bu kısacık Çanakkale turunun ardından, Geyikliden feribota binerek Bozcaada’ya doğru yola koyulduk. Deniz yolculuğu yapmak, martıların eskortu eşliğinde ilerlemek beni hep rahatlatmış, mutlu etmiştir. Eveeet zorlu geçen yolculuğun ardından Bozcaada’ya ulaşmış, kalacağımız pansiyona yerleşmiştik. Odamıza yerleşip biraz dinlendikten sonra yemek yemek üzere adanın merkezine doğru yürümeye başladık.

Belki ilk yemeği orada yediğimden, belki de güler yüzlü çalışanlarından, bu restoranda yediğim her yemek tek kelimeyle inanılmazdı. Zaten neredeyse her akşam oraya gittik diyebilirim. Vişne soslu yaprak sarmasından, labne peynirli közlenmiş patlıcan salatasına, kayakoruğundan zahter salatasına, sakızlı enginarından kırma zeytinli ege mezesine her şey birbirinden lezzetliydi. Zaten bir ada tatilindeyseniz otların tazecik sızma zeytinyağı ile birleşmesinden ortaya çıkan lezzetlerin kötü olma ihtimali mümkün değil. Başlangıçların yanı sıra kabaklı Girit böreği, kalamar ızgara ve karides güveç mutlaka tatmanız gerekenlerden. Emin olabilirsiniz ki kalamar ızgara ve karides güveç daha önce yediklerinizi unutturacak türden. Ancak yemeğin sonunda öyle bir tatlı geliyor ki, resmen akıllara zarar. Tokluktan patlamak üzere olsanız bile bu lezzete hayır demeniz mümkün değil; sütlü karadut tatlısı bu tatlıyı anlatmak için kelimeler yetersiz kalır desem yeridir. Yok böyle bir şey. Adada yetişen tazecik karadutlardan yapılan sosun, beyaz çikolata ve sütle yapılmış muhallebi ile olan efsane buluşması aklınızı başından alabilir, hazırlıklı olun. Bunun dışında bir ada klasiği olan sakızlı muhallebi de karadutun gölgesinde kalsa da oldukça lezzetli. Daha ilk akşamdan mide fesadı geçirecek konuma gelsem de hiç pişman değilim, böyle yemekleri kim bilir bir daha ne zaman yeme fırsatı bulurum. Sonuçta hayat mottolarından biri ‘yaşasın yemek yemek olan biriyim’Resim 038

Böyle bir yemekle başlayan tatilin kahvaltısının da mükemmel olması kaçınılmaz hele bir de Çanakkale yakınlarında bir adadaysanız. Hayatta en sevdiğim peynir türlerinden olan Ezine peyniri, müthiş kırma zeytinle beraber kahvaltı tabağımın baş misafirlerindendi. Ta ki reçellerin bulunduğu bölüme gelene kadar. Daha önce bu kadar çok reçel çeşidini bir arada görmediğimi kesinlikle söyleyebilirim. Bir arada görmeyi geçtim bu kadar reçel çeşidi olduğunu bile bilmiyorum. Klasik olan çilek, böğürtlen, karadut, turunç, portakal ve daha onlarcasının dışında domatesten patlıcana, karpuz kabuğundan zeytine kadar daha önce hiç tatmadığım reçeller vardı. Anlaşılan o ki bu kahvaltı bitmeyecekti, çünkü hepsini tek tek tatmadan o masadan kalkmak bana yakışmazdı. Neyse ki kahvaltımız bitti ve kahvemizi içmek için dün akşam olduğu gibi adanın merkezine doğru yürümeye başladık, allahtan adımda olsa yol yürüme fırsatımız vardı, yoksa kilo almak kaçınılmaz sonumuz olacaktı. Asırlık çınar ağacının altındaki eski kahveye oturup damla sakızlı Türk kahvelerimizi söyledik. Bir anda gözüm yan masalara kaydı ve herkesin masasında bir börek tabağı duruyordu. Yeme meraklısı Sıla bunu anında tatmadan durur mu, duramaz tabi ki. Tıka basa yediğim kahvaltının üzerine ortaya bir de bu börekten bir porsiyon söyledik, neyse ki üç kişiydik de kişi başına bir iki lokma bir şey düşüyordu, hem tek başıma koca böreği yememiş oldum, hem de bu lezzetten geri kalmamış olduğum için mutluydum.

Bu kadar yemek yeter, birazda denizim güneşin tadını çıkaralım dedik ve adanın en güzel plajlarından olduğunu duyduğumuz Ayazma plajına doğru yola çıktık. Sahilde kendimize güzel bir yer bulduk, denizin soğukluğundan habersiz bir şekilde yüzme hayalleri kurarak sahilde kısa bir yürüyüşe çıktık. Lâkin atağımız suya değdi anda donduk kaldık, suyun soğukluğu nefes kesecek cinstendi. Ben Bodrum’un denizini soğuk bilirdim meğer Bozcaada’nın yanında Bodrum’un denizi hamam suyuymuş. Buraya kadar gelip de denize girmemek olmaz diyerekten şöyle bir dalıp çıktık ve sahilde kitap okumanın en keyiflisi olacağına karar verdik. Dalga sesleri, denizin şırıltısı arasında zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık bile, ta ki karnımın acıktığını hissedene kadar. Bazen midem de bir delik olduğunu falan düşünüyorum desem yalan olmaz, yemek yemekten asla sıkılmadığım gibi yemek yemek için açlıktan ölmeme de gerek yok. Birinin yemek yiyelim demesi yeterli. Plajda adalı teyzelerin yaptıkları incecik açılmış çiğ böreklerden de yedikten sonra son bir kez denize girmeyi başardıktan ve güneşi batırdıktan sonra otelimize gitmek üzere yola koyulduk. Kararlıydım akşam yemeğinde hafif yiyecektim. Kendime verdiğim sözü tuttum ve tazecik ada otlarıyla yapılmış ve enfes bir peynirle taçlandırılmış salatamı yedim.

Üzüm bağlarıyla çevrilmiş Bozcaada’nın aynı zamanda bir şarap diyarı olduğunu tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Buraya geldiniz mi adanın yerel şaraplarından mutlaka tatmalısınız. Her zevke, her içime uygun bir şarap bulmak mümkün. Gerçi bu markaların bir çoğu şuan dünyaya açılmış olsa da bir çoğunun hâlâ aynı tadı koruduğunu söyleyebilirim. Günbatımına karşı şarabınızı içerken zaman durmuş hissine ve hayatınızın geri kalanını bu manzara karşısında geçirebileceğiniz duygusuna kapılabilirsiniz. Dolce Vita (Tatlı hayat) dedikleri bu olsa gerek!

Resim 042Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bu bol yemekli, bol keyifli, hoş sohbetli tatilin de sonuna gelmiştim. Adadan ayrılmak tahmin ettiğimden daha çok hüzünlendirdi beni. Aklımda ada halkından bolca dinlediğim bağ bozumu törenlerine il fırsatta katılma hayaliyle İstanbul’a doğru yola koyuldum.