‘KENDİNİZE TATİL ISMARLAYIN’ – BELGRAD

img_9543“Hayat başlar ve biter. Nasıl başlayıp nerede sona erdiği değil, ikisi arasına neler sığdırabildiğin önemlidir aslında.” Amin Maalouf’un en sevdiğim sözlerinden biridir. Ben de hayatı ne kadar dolu dolu yaşarsak, bu dünyadan o kadar mutlu gideceğimize inanmışımdır her zaman. Belki de bu yüzünden her fırsatı tatile çevirip yeni yerler keşfetmeyi bu kadar seviyorumdur kim bilir…
İşte içimde bu duygularla aldım Belgrad biletimi. Euro ve Dolar’ın durumu malum, ee tatilden de vazgeçemeyeceğime göre, sanırım en doğru karar rotayı Balkanlara çevirmek. Seviyorum Balkan ülkelerini, uygun fiyatlara gezebiliyor, şahane yemekler yiyebiliyor ve eğlenceli vakit geçirebiliyorsunuz. Fiyatlar oldukça uygun olduğundan merkezi bir otelde kalıp bütün şehri yürüyerek gezebiliyor olmak da cabası olsa gerek.
Sırbistan’ın başkenti Belgrad, geçmişte de Yugoslavya’nın başkentiydi. Bu nedenle, şehrin bir yanı her biri birbirinden ihtişamlı tarihi yapılarla çevriliyken, diğer bir yanı NATO bombardımanından kalma, bombalanmış, kurşunlanmış yıkık haldeki binalarla dolu. Şehrin bu hüzünlü yüzünden ve bu kasvetli havasından çıkıp, Belgrad’ın keyifli havasına yelken açmak lazım diyor ve Belgrad keşiflerime başlıyorum.
img_9562Şehrin en popüler caddesi, İstanbul’un İstiklal Caddesi’ne benzeyen Knez Mihailova. Sağlı sollu mağazalarla dolu olan caddeye adımınızı atar atmaz burnunuza hemen patlamış mısır kokusu geliyor. İstemsizce kokuyu takip ediyor, cadde boyunca sıralanan mısırcılardan birinin yanında alıyorsunuz soluğu ve bir anda kendinizi koca bir mısır kutusuna gömülmüş olarak buluyorsunuz:)
img_9460Knez Mihailova’nın bir ucu ‘Republic Square (Cumhuriyet Meydanı), diğer ucu, adından da anlaşılacağı üzere Osmanlı Dönemi’nden kalma kalenin yer aldığı Kalemegdan Bölgesi’ne uzanıyor. Kalemegdan kocaman parkla, hediyelik eşya satan küçük arabalarla dolu olan ve kendinizi Osmanlı Dönemi’nde hissettiren bir yer. Ayırca buradan Avrupa’nın en uzun nehirlerinden olan Tuna ve Sava nehirlerinin birleşme noktasını görebilir, eğer şansınız varsa ve hava güneşliyse şahane fotoğraflar çekebilirsiniz.
img_9451Kalemegdan’dan aşağı inip Sava Nehri boyunca yapacağınız keyifli bir yürüşün ardından, Belgrad’ın, gençler arasında en popüler yerlerinden biri olan ‘Sava Mala’ya geliyorsunuz. Burada nehir kenarına sıralanmış, gecenin ilerleyen saatlerinde bara dönüşen, bir sürü kafe ve restoran var. Biz sonbahar mevsiminde geldiğimiz için Sava Mala’nın keyfini pek süremedik ama eminim ki bahar ve yaz aylarında buralar cıvıl cıvıl oluyordur.
img_9494Belgrad’ın bir diğer keyifli noktası ise, şehrin bohem köşesi Skdarlija. Burada çok sayıda ‘Kafana’ denilen yerel Sırp restoranı bulabilirsiniz. Keyifli bir öğlen yemeği yiyebileceğiniz ‘Sesir Moj’da bunlardan bir tanesi. Kiril alfabesi kullandıklarından adını okumakta zorluk çekebilirsiniz ama sapsarı çiçeklerle süslü girişinden hemen tanıyabilirsiniz. ‘Proja’ dedikleri mısır ekmeği, ‘Kacamak’ denilen bir nevi polenta, közlenmiş biberle yapılan ‘Ajvar’, kaymaklı ‘Cevapcici’, ya da bir çeşit hamburger olan ‘Pljeskavica’ ve ev yapımı Sırp şarapları mutlaka tatmanız gerekenlerden.
img_9509Yerel Sırp lezzetlerinin tadına bakabileceğiniz bir diğer yer ise, Belgrad’ın en eski kafanası olan ve ‘?’ (yanlış anlaşılma olmasın, restoranın adı soru işareti, yani question mark 🙂 ) Burada akşamın ilerleyen saatlerinde keyifli bir canlı müzik başlıyor, hatta bir süre sonra müzisyenler Türk olduğumuzu öğrendikten sonra Türkçe söylemeye başlıyor. Aslına bakarsanız Sırp Mutfağı’ndaki yemeklerin çoğu aşina olduğumuz tatlar ama yine çok uygun fiyata oldukça lezzetli yemekler yemek insanı mutlu ediyor. Bana göre Belgrad kafe ve restoranlarının tek ve en kötü yanı içerde sigara yasağının buralara henüz uğramamış olması.
img_9581Geleneksel Balkan yemeklerinin modernleştirilmiş halini tatmak isterseniz ise adresiniz Knez Mihailova’ya çıkan caddelerden birinde yer alan ‘Manufaktura’ olmalı. İçleri konserveler, turşu kavanozları, çaylar ve daha bir sürü yiyecek dolu olan raflarla süslü restoranda otururken kendinizi evinizin mutfağında gibi hissediyorsunuz.
img_9477Şayet güne erken başlayanlardanız sabah sokağa çıktığınız anda her köşeden bir ‘Bürek’ kokusunu yükseldiğini farkedeceksiniz. Burası tam bir hamur işi cenneti. Pekara dedikleri, çeşit çeşit el açması börekler, dumanı üzerinde sıcacık poğaçalar ve tazecik ekmeklerin satıldığı fırınlar leziz kokusu ile size karşı konulmaz bir davet sunuyor. Eğer siz de benim gibi hamur işi aşığıysanız Belgrad’da kendinizi kaybedebilirsiniz benden söylemesi. ‘Pekara Toma’ bunlardan en meşhur olanı 24 saat açık ve her daim kalabalık. Ancak dilerseniz, siz de benim yaptığım gibi, hislerinize güvenerek kokuları takip edebilir ve yepyeni keşifler yapabilirsiniz.
img_9517Belgrad’ın en keyifli lezzet duraklarından bir tanesi de kesinlikle dondurmacılar. ‘Gelato’ yani İtalyan dondurması yemek için benim favori adresimlerim ‘Bacio’ ve Knez Mihailova’da yer alan, Art Otel’in girişinde yer alan ‘Art Cafe’.
Eğer siz de seyahatinizi bizim gibi biraz uzun tuttuysanız bir gününüzü Novi Beograd’a, yani yeni şehir tarafına ayırabilirsiniz. Geniş caddelerin, parkların, AVM’lerin yer aldığı bu tarafta nehir kenarında yürüyüş yapabilir Sava Mala’ya bir de karşı yakadan bakabilirsiniz. Ya da Zemun’da Kalemegdan’a karşı gün batımının tadını çıkarabilirsiniz.
img_9491Ayrıca bu köklü başkentte gezebileceğiniz bir çok müze ve tarihi yapı var. Bunlardan ilki, bana göre görmeden dönmemeniz gereken ’Nikola Tesla Müzesi’. Burası Nikola Tesla’nın doğup büyüdüğü ev, vefatından sonra müzeye çevrilmiş. Buranın haricinde eğer müze gezmekten keyif alıyorsanız, ‘Ulusal Tiyatro’, ‘Ulusal Müze’, ‘Sveti Sava’ Kilisesi, ‘Askeri Müze’, ‘Yugoslav Tarihi Müzesi’, ‘Havacılık Müzesi’ gezebileceğiniz diğer yerler arasında.
img_9547Oldukça uygun fiyata lezzetli mi lezzetli yemekler yiyebileceğiniz, şirin şirin kafelerde keyif yapabileceğiniz küçük bir tatil kaçamağı yapmak istiyorsanız Belgrad güzel bir alternatif. Ancak küçük bir not, eğer soğuk havaları pek sevmiyorsanız planlarınızı ilkbahar mevsimine bırakmalısınız. Ya da nasıl olsa vize gerekmiyor, hava durumunu takip edip güneşli bir hafta sonunu da değerlendirebilirsiniz.
Ne demiş Betty Williams: ‘Her şey kötü gittiğinde kendine bir tatil ısmarla’ ama bana sorarsanız siz siz olun tatile gitmek için bir şeylerin ters gitmesini beklemeyin çünkü her seyahat yeni bir başlangıçtır, unutmayın.