KARADENİZ’E BİR DOKUNUŞ – TRABZON-RİZE

Bir Pazar günü teyzelerim, dayım, anneannem, kuzenlerim hep beraber bizim evde kahvaltı ediyorduk. Ger zaman olduğu gibi konu eski anılara, memleketimiz Gümüşhane’ye geldi. Memleketimiz diyorum ama utanarak söylüyorum ki henüz Gümüşhane’yi görmedim. Dedem vefat etmeden önce Kelkit’te her sene yayla şenlikleri düzenler, bütün aile oraya gider birlikte eğlenirlerdi. Ama çocuk aklı işte biz kuzenler olarak Bodrum’da kalmayı tercih ederdik, o şenliklerin hiçbirine katılmazdık. Annelerimiz gider biz de Bodrum’da kendimizi yalnız kalacak kadar büyümüş zannetmenin verdiği mutlulukla yaz tatilimize devam ederdik. Şimdi geriye dönüp baktığımda o kadar pişmanım ki o şenliklere katılmadığıma. Canım dedeciğim keşke hayatta olsa o şenlikleri düzenlemeye devam etse biz de kuzenler olarak gitsek hep beraber eğlensek. Belki o günlerde aile büyüklerimle bir arada olamamış olmamdan, belki de hep okuduğumdan, izlediğimden hep hayalimdi güzel bir Karadeniz turu yapmak.

IMG_9666

İste o Pazar günü çok spontane bir şekilde karar verdim ve kuzenimi de ikna ederek Trabzon’a gitmek üzere biletlerimizi aldık. Oradan araba kiralayıp, Rize, Gümüşhane gezeriz diye planlıyorduk. Ancak annemler, özellikle de anneannem Gümüşhane’ye onlarsız gitmenin hiçbir anlamı olmayacağını onu ertelememiz gerektiğini söylediler. Biz de bu sefer büyük sözü dinledik ve memleket ziyaretimizi bir süre ertelemeye karar verdik. Zaten sadece hafta sonu kalacaktık araya sıkıştırmamak daha iyi olacaktı.

IMG_9667

Cuma öğleden sonra çıktık yola, Karadeniz’e gidiyorduk her anı eğlenceli ve komik geçecekti şüphesiz ki. Yaradılışı komik bir kere Karadeniz insanının hayatı tiye almayı, eğlenmeyi en iyi onlar biliyor bana kalırsa. Uçak havalanır havalanmaz hissettirmeye başladı Karadeniz etkisi kendini. Kokpitten gelen bir anonsla bir beyefendi 17 numaralı koltukta oturan sevgilisine evlenme teklifi etti. Beyefendi önden koşuyor, hosteslerden biri arkasından elinde bir cep telefonu ile koşarak bu anı ölümsüzleştirmeye çalışıyordu. Derken Trabzon’a indik, hemen daha önceden kiraladığımız arabamızı teslim aldık ve ilk durağımız olan Akçaabat’a doğru köfte yemek üzere yola çıktık. Akçaabat köftesi daha önce defalarca yediğim bir tattı elbette ki ama yerinde yemek daha kolay olur diye düşünüyordum. Ta ki yiyene kadar, kötü denemezdi tabi ki ama Akçaabat’ta yemiş olmanın pek bir ayrıcalığı yoktu diyebilirim.

Akşam yemeğimizin ardından otelimize geçtik. Odamız hırçın Karadeniz manzaralıydı. Denizin insanı etkisi altına alan bir görüntüsü ve sesi vardı. Kıyıya yakın yerler çamur gibi ilerledikçe mavinin farklı tonları görünüyordu. Denizle aramızda epey mesafe olmasına ve camlar kapalı olmasına rağmen dalgaların sesi öylesine odanın içindeydi ki Karadeniz’in ürkütücülüğü hemen hissediliyordu. Bütün günün verdiği yorgunlukla hemen uykuya dalmışım. Deliksiz bir uykunun ardından otelimizde kahvaltımızı ettik ve Sümela Manastır’ına doğru yola çıktık. Yalnız söylemeden geçemeyeceğim, hamsi Karadeniz mutfaklarında o kadar büyük bir yere sahip ki kahvaltıda bile hamsi vardı!

IMG_9684

Sarı, turuncu, yeşil doğanın her tonunun hakim olduğu eşsiz manzaralarla dolu yolları dağları, tepeleri aştık ve dağın yamacında bütün ihtişamıyla duran Sümela Manastırı sağımızda belirdi. Bir süre daha dağa çıktıktan sonra arabayı park ederek 400 metrelik yürüyüşümüze başladık. Öyle enteresan bir doğa manzaraları vardı ki etrafı seyredip fotoğraf çekmekten yolu normalin iki katı sürede bitirdik desem yeridir. Manastırın çoğu bölümü restorasyon çalışmaları nedeniyle kapalı olsa da açık olan az sayıda yeri bile insanı büyülemeye yetiyor. Ancak gezerken öyle manzaralarla karşılaştım ki insanın üzülmemesi mümkün değil. Tarihi duvarların, duvar işlemelerin üzerleri yazılarla dolmuş. Bir insan o tarihi yapının üzerine nasıl yazı yazabilir, bunu denetleyen hiç kimse yok mu diye sorgulamaktan kendimi geri alamadım!! Tarihimizi nasıl bu kadar kolayca katledebildiğimizi hiçbir zaman anlayamadım, bundan sonra da anlamam mümkün değil.

IMG_9627

Manastır’ın karşı tepelerinde rengarenk ağaçlarla dolu ormanları izleyerek sabah kahvemizi içtikten sonra o meşhur Hamsiköy’e doğru yola çıktık. Karadeniz köyleri hayal ettiğimden çok daha şirindi. Şirin köylerin arasında geçtikten sonra Zigana yolu üzerindeki yemek yerlerinde öğlen yemeğimiz için mola verdik. Güler yüzlü personelin tavsiyelerini dinleyerek önden bir kuymak ardından da kuzu pirzola yemeye karar verdik. Kuymak İstanbul’da yapılanlarla asla kıyaslanamaz çünkü o tereyağını, mısır ununu buralarda bulmak neredeyse imkansız. Normalde kuzu eti çok ağır gelir ve sonrasında beni rahatsız ederdi ama bu et öyle lezzetliydi ki yerken lokum gibi ağızda dağılıyordu ve asla da rahatsız etmedi. Yemeğin bitirişini tabi ki Hamsiköy sütlacı ile yaptık. İlk kaşıkta anlıyorsunuz neden bu kadar meşhur olduğunu. Personelin güler yüzlülüğünden de cesaret alarak sütlacın tarifini istemeye karar verdim. Biraz dik dökmek gerekti ama sonunda tarifi kaptım. Kapmasına kaptım ama o lezzeti hazır sütlerle yakalamak mümkün değil. Salih Bey’in de dediği gibi Hamsiköy’ün sütlacını meşhur yapan sütünün lezzeti, tazeliği yoksa pek başka sırları yokmuş. bu keyifli yemeğin ardından Trabzon merkeze doğru yola koyulduk.

IMG_9661

Önce Ayasofya Camii müzesini gezdik. Denize karşı konumlanmış bu cami kesinlikle görülmeye değerdi. Ardından uzun süren uğraşlar sonucunda Maraş caddesine vardık. Yolu bulmakta ciddi sıkıntı yaşadık çünkü yolu kime sorduysak ‘ondan kolay ne var abla’ dedi ve her biri farklı bir yol tarif etti. O an dedim işte Karadeniz hiç durmadan yağan yağmura aldırmadan elimizde şemsiyemizle caddeyi baştan sona gezdikten sonra akşam yemeği için Beşirli’ye gittik. Otele döndüğümüzde kuzenimde ben de yorgunluktan ölmek üzereydik.

IMG_9658

İkinci ve son günümüzde otelden erkenden ayrıldık. Tatil boyunca hiç durmayan yağmur eşliğinde Uzungöl’e doğru yola çıktık. Hatta tepeye doğru çıktıkça yağmur yerini kara bıraktı. Ancak Uzungöl’e vardığımızda öyle bir manzara karşıladı ki bizi ne kar kaldı ne soğuk. Göl manzaralı bir yerde güzel bir kahvaltı ettik. Gönül isterdi ki kahvaltının ardından gölün etrafında yürüyüş yapalım ama aşırı soğuk ve kar bize engel oldu. Çünkü kar şiddetini giderek arttırıyordu, orada mahsur kalmamak için bir an önce yola koyulmalıydık. Bu eşsiz manzarayla vedalaşıp Rize’ye doğru yola çıktık.

IMG_9651

Rize şehir merkezine vardığımızda önceden aldığım tavsiyeler doğrultusunda öğlen yemeğini yemeyi planladığımız Huzur Pideyi bir taksi durağına sorduk. Duraktakiler o kadar tatlı ve yardımseverlerdi ki yolu güzelce anlatıp, birkaç yer daha tavsiye ettikten sonra dönüşte bizi durağa çaya davet ettiler. Duraktaki çakır gözlü abinin tavsiyesi üzerine Rize’yi tepeden gören Dağmaran diye bir yere gittik. Gerçekten de bütün Rize 360 derece ayaklarımızın altındaydı. Kahvelerimizi içtikten sonra yeniden merkeze döndük. Karadeniz lezzetinde mıhlama yapabilmek için tereyağı, peynir ve mısır unu aldıktan sonra Huzur Pidede güzelce pidemizi ve tabi ki sütlacımızı yedikten sonra dönüş için Trabzon’a doğru yola koyulduk.

IMG_9695

Bu mini geziyle Karadeniz turu hayallerime minik bir dokunuşta bulunmuş oldum. Tabi ki yetmedi, Karadeniz öyle iki günde bitecek bir yer asla değil. Bunu bir başlangıç olarak kabul ediyorum ve en kısa zamanda karayoluyla uzun bir tura çıkmak üzere Karadeniz’e elveda diyorum.