HERŞEY BİR KEREBİÇ KAŞIĞIYLA BAŞLADI

İstanbul’a alışmış biri için çok zordur Ankara, denizi görmeden yaşamak, boğazın verdiği huzurla düşüncelere dalamamak insanın içinde büyük bir boşluğa yol açar. Durum böyle olunca şiir okuyarak hasret gidermeye çalışır insan, bir sengine Acem mülkü feda olan İstanbuluyla. Bazen bir köşede oturur İstanbul’u dinler gözleri kapalı, bazen İstanbul tatillerini anımsar kulaklarında sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul dizeleriyle. İşte böyle karamsar bir moda sokar Ankara insanı. Bu ruh halinden kurtulmak için insan kendine hobiler yaratmalı. Ankara’da yaşadığım süre boyunca ben de içimde yanan İstanbul aşkını biraz da olsun dindirebilmek için, annemin de etkisiyle sporla uğraşmaya karar verdim ve okulun voleybol takımına katıldım. Kesinlikle söyleyebilirim ki takım arkadaşlarımla birlikte geçirdiğim zamanlar en mutlu olduklarımdı. Birçoğuyla şimdi kopmuş olsak da onlar hep hayatımın en mutsuz olduğum dönemimde beni en mutlu eden insanlar olarak anılarım arasında yer alacak. Birlikte katıldığımız turnuvalar, yolculuklar, bitmek bilmeyen sohbetler, şampiyonluklar, Ankara’yı bir nebze olsun güzelleştiren yegâne anılarım.
Şimdi bunların yemekle ne alakası var diyeceksiniz o yüzden daha fazla uzatmadan bağlantıya geliyorum. Geçen gün teyzemlerde otururken mutfakta bir kerebiç kaşığı gözüme çarptı ve bir anda anılarım aklıma geldi, çocukluğumda gittiğim Mersini hatırladım. Benim yemek aşkım nereden geliyor acaba diye düşündüğüm günlerde böylece geride kalmış oldu. Çünkü uzun zamandır aradığım cevabı bir kerebiç kaşığında bulmuştum… Kendimi bildim bileli, gerek pişirirken gerekse yerken mutfakta zaman geçirmek en büyük zevkimdi. Mutfaktayken her şeyden uzaklaşıp tencerelerle kek kalıplarıyla kendime huzurlu bir dünya kuruyorum. Daha ilkokul sıralarında çocukken takımla beraber gittiğimiz turnuvalarda bile arkadaşlarım ailesine hediye olarak oraya özgü objeler alırken ben yöresel yiyecekler alırdım:) Demek ki balık baştan kokar misali benim de ne olacağım az çok belliymiş çocukluğumda.
Turnuvalar sırasında yemekleriyle en çok beni benden alan şehir hiç ikilemeden söyleyebilirim ki hayatımın ilk tantunisini yediğim Mersin. O gün bugündür de tantuni dedin mi akan sular durur benim için. Ama belki de ilk denememi anavatanında yaptığımdan olsa gerek her yediğim tantuniyi de beğenmem. Ama bana sorarsanız tantuninin en güzeli hiç isim yapmamış, ara sokaklarda gizlenmiş yerlerden çıkıyor. Eğer siz de benim gibi hep aynı, piyasa yerlere gitmekten sıkılıp İstanbul’u bir gurme gibi keşfe çıkmayı seviyorsanız, eminim ki sizin de bir çok sokak lezzeti keşfiniz vardır. Ama nerede yerseniz yiyin Mersin’deki tadı yakalamanız bana kalırsa birazcık zor. Mersin benim açımdan birçok lezzeti ilk kez tattığım şehirlerin arasındadır. Takım olarak gittiğimiz için sadece antrenörümüzün kurallarına göre yemek yiyebildiysek de bir diğer unutulmaz tat olan kerebiç tatlısını yemeden dönmek olmazdı. Şekil itibariyle içli köfteyi andıran bir tür hamur tatlısı olan kerebiçe şeklini verebilmek için yapılmış özel kaşıkları var. İçerisine bol ceviz ve tarçın konularak yapılan bu tatlı üzerine özel bir köpük dökülerek servis ediliyor. Belki maçlar dolayısıyla gönlümce yiyemediğimden belki de ailemin de bu lezzeti daha önce tatmadığını düşündüğümden son gün bu tatlıdan alıp Ankara’ya da getirdim. Yemekle ilgili pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da yanılmamıştım, ev erkânından kimse daha önce kerebiç yememişti. Kendim denemeyi sevdiğim gibi insanlara da yeni tatlar öğretmeyi çocukluğumdan beri sevmişimdir. Mersin anılarım elbette ki iki yemekle sınırlı değil. Mersin benim için portakal kokan, turuncular içindeki sokakların denize uzandığı çok sevimli bir şehir. Şimdiki hali nasıldır bilmiyor olsam da, benim turnuvalar arasında gittiğim ve en mutlu olduğum şehirdi, belki deniz olduğundan, belki de tantunisinden üzerinden çok zaman geçince insan bazı şeyleri hatırlamakta zorlanıyor ne yazık ki. Portakal kokulu sokaklardan bahsedip de turunç ve portakal reçellerinin güzelliğinden bahsetmemek olmaz. Eğer siz de benim gibi kahvaltıyı reçelle tamamlamaktan büyük keyif alanlardansanız, Mersin portakalı ile yapılmış reçelleri tatmanızı mutlaka tavsiye ederim.
Bir gurme seyahatinin notlarının daha sonuna geldik demek isterdim ama bu sefer ki yazım daha çok çocukluğumdan anılardan bahsediyor ama olsun, hayat felsefem yaşasın yemek yemek olsa da ara sıra eskiye dönmek, çocukluğu yad etmek insana iyi geliyor…