”BALIK MI OLSAM, YOSUN MU YOKSA?”

IMG_7001‘‘Ey göl, hatırında mı? Bir gece sükut derin,
Çıt yoktu su üstünde, gök altında, uzakta,
Suları usul usul yaran kürekçilerin
Gürültüsünden başka.
Birden şu yer yüzünün bilmediği bir nefes
Büyülenmiş sahilin yankısıyla inledi
Sular kulak kesildi, o hayran olduğum ses
Şu sözleri söyledi;
‘‘Zaman, dur artık geçme, bahtiyar saatler, siz
Akmaz olunuz artık! ’’ Ne güzel söylemiş La Martine…

Ohrid’ye gideli daha bir sene olmamıştı ama yılbaşında yaptığım 2016 yılı seyahat planlarım arasında ilk sırayı çoktan almıştı bile. Bir şey var o güzel sahil şehrinde, bir türlü çözemediğim ama beni sürekli kendine çeken. Orada olduğumda tıpkı La Martine’in de dediği gibi zaman dursun akmasın istiyorum. Saatler, günler hiç geçmesin ben gölün kenarında oturup uzaklara dalıp hayaller kurayım… Saatler hep aynı kalsın, ben hep o huzur dolu göl kenarında oturayım.
Bu ikinci gidiş beni o kadar etkiledi ki sokak sokak gezip orada yaşama hayalleri kurdum, hatta İstanbula döner dönmez satılık ev bile bakmaya başladım. Malum, İstanbul’u terkedip küçük bir sahil kasabasına yerleşmek son yılların en trend söylemlerinden. Özellikle de kurumsal hayatta sıkıcı plazalarda çalışanların hiç dilinden düşürmediği hayallerden. Ne yazık ki iş hayatına başlamamla beraber ben de bu klişe hayalin peşine düşenlerden biri oldum. Çok sevdiğim hatta uğruna şiirler yazdığım İstanbul’u terketmek hayallerim arasında ilk sırayı alır oldu.

IMG_2579

Kendimce haklı olduğum nedenlerim de var aslında. Belki de onlardır beni bu denli Ohrid’e yaşama aşkıyla yanıp tutuşturan. En basitinden orada sokakta gördüğünüz insanların yüzünde mutluluk, gözlerinde sevgi var. Artık ülkemizde ne yazık ki hiç göremediğimiz insan profili. Sanki bizim 10 sene önceki halimiz gibi, birine bir şey sorduğunuzda size yardımcı olmak için olağanüstü bir çaba sarfeden, girdiğiniz her mağazada her kafede sizi güleryüzle karşılayan sevgi dolu insanların şehri Ohrid.

IMG_2582

Bu kadar duygusallık iç dökmek yeter biraz da Ohrid’in güzelliklerinden, ilk gidişimden farklı olarak gördüklerimden bahsetmek lazım. UNESCO tarafından koruma altına alınan bu şehre adını veren gölün bir ucu Makedonya’da bir ucu Arnavutluk’ta, baktığınızda uçsuz bucaksız bir deniz aslında. Tertemiz bir suyu var en derin yerinde bile dibini görebiliyorsunuz zaten halk arasında da ‘gözyaşı gölü’ olarak anılıyor. Yaz sezonu ile kıyaslandığında çok daha sakin bir şehir karşıladı bizi, gece yarısına kadar sokaklarda olan eğelenceli yaz kalabalığından eser yoktu ama sakinliğin güzelliği de bir başkaydı.

IMG_5133

Tıpkı çoğu Balkan ülkesinde olduğu gibi Makedonya’da da halkın bir bölümü Türk ve o kadar tatlı bir Türkçe konuşuyorlar ki saatlerce oturup dinlesem sıkılmam. Özellikle Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde gezerken kendinizi sanki bir zamanların sevilen dizilerinden‘Elveda Rumeli’nin setinde gibi hissediyorsunuz. Zaten dizinin çekildiği bir çok yerde Ohrid’e yer alıyor. Siz de geçmişe yolculuk yapmak, etrafınızın neşeli insanlarla, güzel manzaralarla dolu olduğu hem uygun fiyatlı hem de unutulmaz bir tatil yapmak istiyorsanız rotanızı Ohrid’ye doğru çevirebilirsiniz.

Ne yazık ki iki gün gibi gibi kısa bir sürenin ardından ayrılık vakti geldi çattı, içim buruk ve hüzünlü… En kısa zamanda görüşmek üzere, kalbimin bir parçasını bıraktığım güzel şehir. Kim bilir bakarsın bir gün Nazım’ın dediği gibi deniz değil belki ama balığıyla, yosunuyla bir göl olur hiç ayrılmam yamacından…

‘‘Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.’’ Nazım Hikmet