AKROPOLİS’İ KUCAKLAYAN LEZZETLER

Atina’da havalimanından çıkıp şehre adım attığınızda karşılaşacağınız ilk manzara, beklentilerinizin altında kalabilir. Beton yığınlarının aralarına sıkışmış tarih sizi pek de sarmalamayabilir ancak gezinizi şahane lezzetlerle detaylandırdığınızda gayet de hoş anılarla dönmeniz mümkün. Cıvıl cıvıl kafeler, eğlenceli tavernalar, Akropolis manzaralı barlar gönlünüzde güzel bir anı olacaktır. Ayrıca, Akropolis, hep tarihi ile övünen Yunanlılar’a hak vermenize sebep olurken, kardeş mutfak diyebileceğimiz Yunan yemekleri tatilinizi daha da doyumsuz kılacaktır.

Bana sorarsanız Atina’da kahvaltınızı otelde etmeyin, kendinizi dışarı atın. Alın elinize frappenizi ve sokaklara yayılan kokuları takip edin. Güzel bir kafe bulana kadar da neredeyse yüz metrede bir karşınıza çıkan seyyar tezgahlardan üzeri susamlı ve hafif tatlı olan bir ‘Selanik Gevreği’ alın. Bir köşeye oturup bir yandan martılar eşliğinde gevreğinizi yiyin bir yandan da şehrin kalabalığını izleyin. Sonrasında keyifli bir kahvaltıya geçiş yapmak isterseniz benim önerim ‘Collage Otel’in kafesi olacaktır. Burada, adaların muhteşem kekik balı ile tatlandırılmış Yunan yoğurdu ile hazırlanan granolayı tadabilir, lezzetli yumurtalar yiyebilir ya da kendinizi hamura verip şahane pancakeler veya French toastlar yiyebilirsiniz.
Kahvaltının ardından Atina’yı keşfe devam edin. Sokak aralarına gizlenmiş kiliseleri gezin, müzeleri keşfedin. Keyifli bir yürüyüş ile Akropolis’e çıkın ve tarihe tanıklık edin. Her ne kadar göreceğiniz manzara hayallerinizdeki gibi olmasa da Atina’ya bir de şehrin en yüksek tepesinden bakın. Dönüş yolunuzda ise Akropolis’e uzaktan bakmak daha keyifliymiş diye düşünüyorsanız ‘A for Athens’ın terasına çıkarak, Akropolis’e karşı bir yorgunluk kahvesi ya da bir kokteyl için.
Bu kadar tarih yeter, biraz da sokak lezzetlerini keşfedelim derseniz istikametiniz Ermou ve Aiolou caddelerinin birleşimindeki ara sokak olmalı. Burada Uzakdoğu Mutfağı’ndan geleneksel mutfağa uzanan bir çok farklı seçenek var. Benim favorim ise kesinlikle ‘Oven Sesame’. Burada bir kenarı incecik bir kenarı pofidik bir şekilde yapılmış, içi asla hamur olmayan Selanik Gevrekleri’nden hazırlanan, arasını çeşit çeşit malzemelerle doldurabileceğiniz sandviçlerin tadına bakabilirsiniz. Ardından bir kaç adım atarak sokağın diğer köşesindeki ‘Lokumades’e giderek Yunan dokunuşları ile hazırlanmış, farklı sos ve baharatlarla tatlandırılan dev lokmalardan yiyerek şahane bir bitiriş yapabilirsiniz.
Yemeğin ardından Syntagma Meydanı’na doğru keyifli bir yürüyüş yapabilir ve buradan tramvaya binerek şehrin deniz tarafına inebilirsiniz. Bana sorarsanız zaten deniz kenarına inmeden, şehrin bu sayfiye tarafını görmeden Atina’dan dönmeyin derim ne de olsa birçoğumuz için Yunanistan demek deniz demek, sahil demek. Benim önerim Pire’nin aksi yönünde kalan Glyfada bölgesine gitmeniz olacaktır. Burada deniz kenarındaki kafelerde oturabilir, hava güzelse sahilde keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz. Eğer deniz kenarına inmek istemezseniz de Syntagma Meydanı’nın yukarısına doğru yürüyerek şehrin lüks kesimi diyebileceğimiz Kolonaki Meydanı’na yürüyebilir, Omnia Meydanı ve alışveriş merkezlerinin yer aldığı Stadiou Caddesi’ni gezebilirsiniz.
Akşam yemeğinde ise geleneksel Yunan yemekleri ile donatılmış bir masada Akropolis’e kadeh kaldırmanızı tavsiye ederim. Adresiniz ise kesinlikle taş evlerin yan yana sıralandığı ve büyük bir kısmının araç trafiğine kapalı olduğu Plaka olmalı. Akropolis’e en yakın bölge olan Plaka’da sağlı sollu taverna ve kafelerin ortasından yükselen merdivenleri çıkarken ister buzuki melodilerini isterseniz de yemek kokularını takip ederek güzel bir tavernaya oturabilirsiniz. Benim önerim ise güler yüzlü personeli, Akropolis manzaralı terası ile kendine çeken ‘Taverna Anafiotika’. (24 B, Mnisikleous Str, Plaka) Burada geleneksel Yunan Mutfağı’ndan bir çok farklı seçenek bulmanız mümkün. Bir nevi patates püresi diyebileceğimiz sarımsak soslu ’Skordalya’, peynirli acı biberli ‘Tirokafteri’, beşamel sos ve kaşar peyniri ile tatlandırdıkları musakka, zeytinyağlı sarma, köfte, ‘souvlaki’, kuzu şiş bunlardan sadece birkaçı. Ayrıca herşeyin tadına bakmak isteyenlere özel en sevilen lezzetlerini bir araya getirerek oluşturdukları hem meze hem de ana yemeklerden oluşan paylaşımlık tabakları da var. Yemeğin sonunda ikram edilen gül reçeli ile tatlandırılmış panna cotta ile de yemeğinizi bir İtalyan dokunuşu ile sonlandırabilirsiniz.
Tarihi güzellikleri keşfederken Atina seyahatinizi cazip kılmanın yolu kesinlikle lezzetten geçiyor. Hiç tereddütsüz söyleyebilirim ki beni Atina’ya tekrar gitmeye sürükleyecek yegane sebep uygun fiyata yediğim doyumsuz lezzetler. Seyahatinizi uzun tutarsanız Atina’da Akropolis’i selamlamanın, deniz kenarında keyifli bir yürüyüş yapmanın, buzuki eşliğinde keyifli bir yemek yemenin haricinde Pire Limanı’na inerek yakın adalardan birini ziyaret edebilirsiniz.